Ağustos ayında İlyas Ulutaş, Eren Köse ve Serkan Kadıoğlu’nun ölüm haberleri geldi. Türkiye Bisiklet Federasyonu da bu kayıpların ardından trafik denetimlerinin ve güvenli bisiklet altyapısının güçlendirilmesi çağrısı yaptı. Eylül ayında yeni bir acı haberle karşılaştık: DHA’nın 8 Eylül 2026 tarihli haberine göre, İnegöl’de hafif ticari aracın çarptığı 13 yaşındaki Ayşegül Gölen hayatını kaybetti. Her ismin arkasında yarım kalan bir hayat, bekleyen insanlar ve geri dönüşü olmayan bir kayıp var. Federasyonun açıklamasına ilişkin haber, DHA haberi
Bu haberlerin ardından başsağlığı mesajları yazıyoruz. Öfkeleniyoruz. Anma sürüşlerinde buluşuyoruz. Sonra gündelik hayat devam ediyor. Tam burada birbirimize sormamız gereken zor bir soru var: Acımızın ardından hangi talebi, hangi kurumun önünde, ne kadar süre takip ediyoruz?
Bisikletlilerin tamamını pasif ilan etmek haksızlık olur. Yakınlarını kaybetmelerine rağmen adalet arayan aileler ve onlarla dayanışan topluluklar var. İlyas Ulutaş’ın ailesinin ve Bisikletli Yaşam Platformu’nun eylül ayındaki adalet çağrısı bunun örneklerinden biri. Tartışmamız gereken, bu emeğe kaçımızın düzenli olarak omuz verdiği. Ailenin ve platformun çağrısı
Bir iki ay sesimizi yükseltip sonra aynı tehlikeleri kabullenerek yaşamaya dönüyorsak, itirazımızı da sorgulamalıyız. Haftalık antrenman programımızdaki disiplinin ne kadarını hak aramaya ayırıyoruz? Kaç kilometre sürdüğümüzü kaydederken, tehlikeli bir kavşağa ilişkin başvurunun sonucunu da kaydediyor muyuz? Yeni ekipmanları uzun uzun konuşurken, bizi temsil eden kurumlardan son bir yılda ne yaptıklarını soruyor muyuz?
Bisiklet sürmeye devam etmek elbette kimseyi duyarsız yapmaz. İnsanlar işe gider, spor yapar, arkadaşlarıyla buluşur; yaslarını da farklı yaşar. Kimsenin acısını antrenmana dönme süresiyle ölçemeyiz. Ancak sürüşlerimize dönerken verdiğimiz takip sözlerini unutuyorsak, orada bir sorumluluğumuz var. Bisiklete ayırdığımız zamanın bir bölümünü, bisiklet üzerinde hayatta kalma hakkımızı savunmaya da ayırabiliriz.
İstanbul için de açık konuşalım. Avrupa’nın büyük metropollerinden biri olmakla övünen bir şehirde, güvenli bisikletli ulaşım neden hâlâ bu kadar temel bir talep olarak önümüzde duruyor?
İstanbul’da hiç bisiklet yolu olmadığını söylemek doğru olmaz. İBB’nin bisiklet ağına ilişkin çalışmaları ve bir Bisiklet Ana Planı var. Üstelik belediyenin 2025–2029 Stratejik Planı, yaya ve bisiklet altyapısının yetersizliğini kendi tespitleri arasında sayıyor. Dolayısıyla belediyeye sorulacak soru açık: Bu eksiklik hangi takvimle, hangi bütçeyle, hangi güzergâhlarda giderilecek? İstanbul Bisiklet Ana Planı, İBB Stratejik Planı, s. 127
Toplam kilometre açıklamak tek başına yeterli olamaz. Evinden çıkan bir insan işine, okuluna veya istasyona güvenle ulaşabiliyor mu? Yol kavşakta devam ediyor mu? Motorlu araçlardan gereken biçimde ayrılıyor mu? Park eden araçlarla kapandığında ne oluyor? Bakımı düzenli yapılıyor mu? Bir projenin başarısını bu soruların yanıtlarıyla değerlendirmeliyiz.
Bozuk yollar konusunda da öfkemizi takip edilebilir bir talebe dönüştürmeliyiz. Bir çukura her geçişte söylenmek anlaşılır; fakat o tehlikenin konumunu, tarihini ve güvenli biçimde çekilmiş fotoğrafını kayda geçirip sorumlu kuruma iletmek, ardından sonucu sormak daha güçlü bir adımdır. Başvuru numarasını saklamak ve aynı sorunu yaşayanlarla birlikte takip etmek, şikâyeti ortak bir talebe dönüştürür.
Bu yükün tamamını tek tek bisikletlilere bırakamayız. Türkiye Bisiklet Federasyonu’na ve Bisikletliler Derneği’ne yöneltilecek “Ne işe yarıyorsunuz?” sorusu, somut yanıt isteyen bir kamuoyu talebi hâline gelmeli.
Federasyonun trafik güvenliği açıklaması var. Bisikletliler Derneği’nin yayımladığı tüzükte de bisiklet yolları, eğitim ve sivil toplum faaliyetleri amaçlar arasında bulunuyor. Bu nedenle kurumların kendi hedefleri üzerinden hesap sormalıyız: Hangi güvenlik önerisi uygulamaya geçti? Hangi tehlikeli güzergâh için hangi kurumla görüşüldü? Hangi talep reddedildi, hangisi sonuçlandı? Sonuçlar üyelerin ve kamuoyunun görebileceği biçimde yayımlanıyor mu? Federasyonun kamuoyu duyurusu, Bisikletliler Derneği tüzüğü
Yolun yapımı, bakımı ve trafik denetimi ilgili kamu kurumlarının sorumluluğunda. Federasyon ve derneklerden beklenen ise temsil ettikleri insanların güvenliğini gündemde tutmaları, talepleri izlemeleri ve yaptıkları çalışmanın sonucunu açıklamaları. Etkinlik takvimi kadar, sonuç takvimi de görmek istiyoruz.
Başkanlıklar konusunda da hesap sorabiliriz. “Bu başkanlar neden hiç değişmiyor?” sorusunu, seçim ve katılım süreçlerine ilişkin somut sorularla derinleştirmeliyiz. Federasyonun 26 Eylül 2024 seçiminde iki aday yarıştı ve Emin Müftüoğlu yeniden seçildi. Bu kayıt varken seçim yapılmıyormuş gibi konuşamayız. Fakat yeniden seçilmek de yöneticileri eleştiriden muaf tutmaz. Federasyonun seçim sonuçları
Üyeler ve delegeler yönetimden hangi sonuçları istiyor? Yeni adayların ve farklı görüşlerin önünü açan bir katılım kültürü var mı? Faaliyetler ve bütçe yeterince tartışılıyor mu? Uzun süre görev yapan bir yönetimin başarısı hangi ölçütlerle değerlendiriliyor? Değişim istiyorsak bu soruları genel kurullara, kulüplere ve üye toplantılarına da taşımalıyız.
Bisiklet toplulukları işe küçük ama sürekli bir düzen kurarak başlayabilir. Her grubun güvenli ulaşım taleplerini takip eden bir ekibi olabilir. Tehlikeli noktalar ortak bir listede toplanabilir. Kurumlara yapılan başvurular ve alınan yanıtlar kişisel veriler korunarak paylaşılabilir. Ailelerin isteği ve mahremiyeti gözetilerek dava takibine destek verilebilir. Belediye, federasyon ve derneklerden belirli aralıklarla yazılı ilerleme bilgisi istenebilir.
Bunlar için yeni bir ölüm haberini beklememize gerek yok.
Kamu kurumlarının güvenliği sağlama sorumluluğu, bizim ne kadar yüksek ses çıkardığımıza bağlı değil. Yine de örgütlü ve sürekli bir talep, verilen sözlerin unutulmasını zorlaştırır. Anma sürüşünün ardından gelecek ilk toplantının tarihini belirlemek bile bunun başlangıcı olabilir.
Kaybettiklerimizin adını yaşatmak, onların ardından verdiğimiz sözleri takip etmeyi de gerektiriyor. Bir ay sonra, altı ay sonra, bir yıl sonra aynı dosyayı açabilmeliyiz: Ne istedik? Kim yanıt verdi? Ne değişti?
Bir sonraki sürüşün rotasını planlarken, güvenli yollar için atacağımız bir sonraki adımı da planlayalım.